Cinsel İşlev Bozuklukları

Freud'un öğrencilerinden biri olan ve cinsellikle ilgili tezlerini daha ilerilere götürmeye çalışmış psikiyatri tarihinin en önemli isimlerinden Wilhelm Reich cinselliği ne de güzel tanımlamış; "Doğal ve sağlıklı bir cinsellik, kişinin hiç bir iç yasaklanma duymaksızın cinsel heyecana kendini bırakabilme yetisidir".

Her ne kadar ‘cinsel işlev bozukluğu’ tanımının evrensel kriterlerini belirlemek oldukça güç olsa da cinsel alanda çığır açan Masters ve Johnson cinsel işlev bozukluğunu, insan cinsel yanıt döngüsünde tatminkar cinsel uyarılma ve/veya orgazma ulaşmada yetmezliğe yol açabilecek herhangi bir aksama olarak tanımlamışlardır. Yani cinsel yaşamından tatmin olmama ve bunun sürekli olması haline cinsel işlev bozukluğu denir. Psikiyatrinin en temel kitaplarından biri kabul edilen DSM de ise kişinin cinsel istek, beklentiler ve performansına yönelik tutumlarını etkileyebilecek etnik, kültürel, dini ve sosyal yapısı göz önünde bulundurulmak kaydıyla, cinsel yanıt döngüsünü belirleyen sürecin bozulması ya da cinsel ilişkide ağrı ile karakterize durumlar cinsel işlev bozuklukları olarak adlandırılır. Cinsel işlev bozuklukları, sürekli olarak ya da yineleyici bir biçimde cinsel fantezilerin ve cinsel etkinlikte bulunma isteğinin az olması ya da hiç olmaması ile belirli olup belirgin bir sıkıntıya ve çiftler arasındaki ilişkide zorluğa neden olurlar.

Cinsel sorunlar genellikle çocukluk dönemindeki yakınlarımız ve çevreyle oluşturduğumuz olumsuz ilişki kalıpları ve yaşantılarımızdan kaynaklanır ve özünde bir "ilişki" sorunudur. Burada ilişkiden kastedilen cinsel ilişki değil kişiler arasındaki tüm ilişkilerdir. Cinsel sorunları tek bir nedene bağlayarak ve zihinsel olarak o nedene saplanıp kalarak sorunların üstesinden gelemeyiz. Bu nedenle sorun yaşayan kişiler kendini tanımalı, anlamalı ve de yeni bakış açıları geliştirmelidir. Çünkü insanların hem ruhsal hem de bedensel sağlığı çok büyük ölçüde cinsel yaşamlarına bağlıdır.

Çocukluk döneminde yaşananlar ve öğrenilenler ya da çok başarısız bir ilk cinsel deneyimden kaynaklanan korku, sıkılganlık, suçluluk ve aşağılık duygusu gibi psikolojik nedenler ve iç yasaklar insanlarda heyecan ve orgazma yol açan cinsel refleksleri sınırlamakta ve cinsel arzuyu azaltmaktadır. Kısaca korku, suçluluk duygusu, performans saplantısı, reddedilme korkusu ve aşağılık duygusu cinsel sorunların altında yatan temel duygulardır.

Cinsel işlev bozukluklarının temelinde yatan cinsel bilgisizlik veya yanlış bilgilenmenin bir sonucu olan cinsel mitler de oluşturdukları abartılı ve gerçekçi olmayan cinsel beklentiler, suçluluk ve yetersizlik hisleri, kaygı ve başarısızlık korkularıyla cinsel işlev bozukluklarına zemin hazırlarlar. Cinsel mit deyince de akla cinsel konularda toplumun genelince doğru kabul edilen, toplumun fertlerinin birbirine aktarmasıyla yayılan, abartılı ve yanlış inanışlarımız yani hurafeler gelmelidir.  Cinsel mitlerin en önemli nedeni; cinselliğin toplumun değer yargılarıyla yakından ilişkili olması ve cinsellikle ilgili konuların açıkça konuşulmaması, tartışılmaması ve üzerinde yeterli bilimsel çalışılmaların yapılmamasıdır. Bu bilinmezlik korkuyu körükler, nedeni bilinmeyen korkular abartılı olarak kulaktan kulağa dolaşır ve cinsel mitler oluşmaya başlar. Cinsel mitler genellikle toplum içinde yaygın olarak kabul gördüğünden birçok insan yarım yamalak bilgilerle cinselliği yaşamakta, kimileri de doğru bildiklerinin aslında birer uydurma olduğunu yıllar sonra öğrenebilmektedir.

Ülkemizde her on erkeğin yedisinin, her on kadının da sekizinin hayatının bir döneminde cinsel sorun yaşadığı gerçeğini göz önünde bulunduracak olursak cinsel eğitimin önemini yadsıyamayız. Bu nedenledir ki Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği olarak, cinsel eğitimin kademeli olarak anaokulundan itibaren biyolojik değişiklikler ortaya çıkmadan verilmeye başlanmasını, okullarda öğrencilere yönelik okul sağlık hizmetlerinin geliştirilerek öğretmenler, okul sağlığı hemşireleri ile rehberlik ve danışmanlık hizmetlerinin cinsel sağlığı daha çok kapsayacak şekilde arttırılmasını ve AB ülkelerinde olduğu gibi okul ders programlarında cinsel eğitime yer verilmesini öneriyoruz. Son yıllarda giderek artan sayıda gencin cinsel olarak aktif olması, istenmeyen gebelikler ve cinsel yola bulaşan hastalıkları da arttırdığına göre, bu konuda bazı hedeflerin saptanması ve hizmetlerin planlanması kaçınılmaz bir hal almıştır.

Unutulmamalıdır ki cinsel işlev bozuklukları kader değildir ve hemen hemen tamamına yakını yüzde yüz tedavi edilebilmektedir.

Benzer Makaleler: